TÜRKİYE
11 Ağustos 2026 - Salı

İktidarın Kararı Belliydi; Peki Muhalefet Neredeydi?

Bu tartışmada benim asıl sorguladığım taraf iktidar değil.

Yazar - Siyasi Projektör
Okuma Süresi: 10 dk.
Siyasi Projektör

Siyasi Projektör

-
Google News

AK Parti ve MHP, Terörsüz Türkiye adını verdikleri süreçte hangi yola çıktıklarını, neyi amaçladıklarını ve sonunda nasıl bir hukuki düzenleme istediklerini başından itibaren ortaya koydular. Bugün gelinen noktada doğru yaptılar veya yanlış yaptılar; bunun siyasi sorumluluğunu taşıyacaklar. Son sözü de millet sandıkta söyleyecek.

Benim asıl sorguladığım muhalefettir.

Çünkü bu sürecin başladığı dönemde Türkiye'nin ana muhalefet partisinin başında Özgür Özel vardı.

TBMM'de Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025'te çalışmalarına başladığında CHP masaya oturdu ve komisyona 11 milletvekili verdi. İYİ Parti ise komisyona üye vermedi. TBMM'nin resmî üye listesi bugün de bu tabloyu açıkça gösteriyor.

Özgür Özel yönetimindeki CHP'nin tercihi yalnızca masada bulunup izlemek de değildi.

CHP yönetimi daha Temmuz 2025'te komisyonda bulunmayı ve sürece katkı koymayı arzuladığını açıklıyordu. Aradan aylar geçtikten sonra Özgür Özel, 24 Şubat 2026'da komisyon çalışmalarında gelinen noktayı açıkça uzlaşı noktası olarak tarif ediyor ve sürecin sonuçlandırılması için katkı vermeye devam edeceklerini söylüyordu. Kendi anlatımına göre CHP, barış ve demokratikleşmenin birlikte yürütülmesi gerektiği düşüncesiyle masada kalmıştı.

Elbette Özgür Özel'in bunun için kendi gerekçeleri vardı.

Terör bitsin, kan akmasın, demokratikleşme sağlansın diyordu.

Buna kim itiraz edebilir?

Ben de terörün bitmesine itiraz etmiyorum.

Fakat siyasette sadece niyet değil, attığınız adımın doğurduğu sonuç da önemlidir.

Benim Özgür Özel'e yönelik asıl eleştirim tam burada başlıyor.

Bir muhalefetin görevi sadece masaya oturmak değildir

Türkiye'nin kurucu partisi olduğunu söyleyen, Atatürkçülüğü ve Cumhuriyet'in temel değerlerini siyasi kimliğinin merkezine koyan bir parti böyle tarihî bir konuda masaya oturduğunda, iktidara yalnızca milletvekili desteği vermiş olmaz.

O sürece ana muhalefetin siyasi meşruiyetini de taşır.

CHP en başta çok daha net bir çizgi çekseydi ne olurdu?

Belki iktidarın Meclis'teki sayısı yine yeterdi.

Belki yasa yine geçerdi.

Mesele zaten matematik değildir.

Ama Türkiye'nin ana muhalefet partisi, Biz bu yöntemin içinde yokuz deseydi toplumdaki tartışmanın rengi değişirdi.

Meydanlarda başka bir ses yükselirdi.

Sivil toplum başka türlü pozisyon alırdı.

Şehit ailelerinin, gazilerin, milliyetçi ve Cumhuriyetçi seçmenin itirazı siyasi bir merkez bulurdu.

İktidar aldığı kararın toplumsal ve siyasi maliyetiyle çok daha doğrudan karşı karşıya kalırdı.

Muhalefet dediğiniz şey tam da bunun için vardır.

İktidarın Meclis'teki sayısını değiştiremeyebilirsiniz ama ülkenin siyasi iklimini değiştirebilirsiniz.

İşte bana göre CHP bunu yapmadı.

Özgür Özel'in tarihî sorumluluğu burada

Bu nedenle benim gözümde bu sürecin iktidar dışındaki en önemli siyasi aktörlerinden biri Özgür Özel'dir.

Çünkü süreç ilk kurulurken ana muhalefet partisinin genel başkanı oydu.

CHP'yi masaya oturtan siyasi iradenin başında oydu.

Aylar sonra gelinen noktayı uzlaşı olarak niteleyen yine oydu.

Daha sonra CHP'de yaşanan ağır siyasi ve hukuki kriz, mahkemenin Özel'in genel başkanlığını sona erdiren kararı ve ardından Özel'in 90 milletvekiliyle CHP'den ayrılıp Yeni Parti'yi kurması muhalefette zaten var olan dağınıklığı daha da derinleştirdi. Bugün Yeni Parti 91 milletvekiliyle ayrı, CHP ise ayrı bir siyasi yapı olarak yoluna devam ediyor.

Fakat dikkat çekici olan şu:

Ayrıldıktan sonra da Özgür Özel bu konudaki çizgisini değiştirmedi.

10 Ağustos'taki yasa görüşmelerinde kendisinin ve yönetici arkadaşlarının evet diyeceğini açıkladı; bunu tarihsel tutarlılık ve barışın önünü açmak şeklinde gerekçelendirdi. Diğer milletvekillerini ise seçim bölgelerindeki halkın eğilimini dikkate alarak karar vermeye bıraktı.

Daha da düşündürücü olanı, Özel'den sonra yeniden CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin de farklı bir cephe kurmaması oldu. Kılıçdaroğlu, üniter devlet ve Anayasa'nın ilk dört maddesini kırmızı çizgi olarak ifade etmekle birlikte sürece tereddütsüz katkı vereceklerini açıkladı.

İşte benim dirençsiz muhalefet dediğim tablo budur.

Koskoca bir ülkede iktidarın karşısında alternatif oluşturması gereken ana muhalefet damarları aynı temel sürece destek veriyorsa, toplumda oluşacak itirazın siyasi adresi neresi olacaktır?

İYİ Parti'ye hakkını teslim etmek gerekir

Bu noktada İYİ Parti'ye yönelik değerlendirmeyi parti sempatisi veya seçim hesabı üzerinden yapmıyorum.

Sadece bu süreç özelindeki siyasi tutarlılığına bakıyorum.

İYİ Parti başından itibaren komisyona katılmadı.

Müsavat Dervişoğlu bunu, komisyona girerek alınacak kararların meşruiyetinin bir parçası olmak istemedikleri şeklinde gerekçelendirdi. Parti sonraki aşamalarda da aynı çizgide kaldı.

Doğru bulursunuz, yanlış bulursunuz.

Ama adamların ilk gün söyledikleriyle son gün yaptıkları arasında bir bütünlük var.

Siyasette benim aradığım şeylerden biri de budur:

Tutarlılık.

Bugün başka, yarın başka konuşmamak.

Rüzgârın yönüne bakıp ilke değiştirmemek.

Trabzon'da iki farklı muhalefet örneği

Trabzon'a geldiğimizde mesele daha da çarpıcı hale geliyor.

Trabzon'un dört AK Parti milletvekili Adil Karaismailoğlu, Mustafa Şen, Yılmaz Büyükaydın ve Vehbi Koç yasaya kabul oyu verdi; Yavuz Aydın ile Sibel Suiçmez ret oyu kullandı. Dört AK Parti milletvekilinin teklifin imzacıları arasında bulunduğu da TBMM kayıtlarında görülüyor.

Ben burada dört AK Parti milletvekiline uzun uzun yüklenmeyi doğru bulmuyorum.

Çünkü partileri zaten bu siyasi yolu tercih etmiş durumda. Onlar da partilerinin aldığı siyasi kararın arkasında durmuşlar. Bunun hesabını günü geldiğinde Trabzonlu seçmen değerlendirir.

Muhalefete baktığımda ise başka bir tablo görüyorum.

İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın, partisinin sürecin başlangıcındaki tavrıyla uyumlu biçimde yasaya ret oyu verdi ve bunu milletvekilliği yemini, şehit aileleri ve gazilere karşı sorumluluğuyla gerekçelendirdi.

Bu başlık özelinde Yavuz Aydın'ın tavrını takdir ediyorum.

Çünkü en başından beri başka, sonunda başka konuşmadı.

Sibel Suiçmez'e ayrıca bir parantez

Bir başka hakkı da Sibel Suiçmez'e teslim etmek gerekir.

Özgür Özel ve Yeni Parti yönetimi yasaya evet diyeceğini açıklamasına rağmen Sibel Suiçmez Trabzon'dan yükselen itirazları gerekçe göstererek hayır oyu verdi.

Üstelik bunu açıkça, temsil ettiği Trabzon halkının iradesine bağlılığı üzerinden açıkladı.

Bence bu, milletvekilliği kurumunun ruhuna uygun ve saygıyı hak eden bir davranıştır.

Sibel Suiçmez'i bu tavrından dolayı kutlamak gerekir.

Ama onun hayır oyu aslında bağlı bulunduğu siyasi yapı açısından çok daha büyük bir soruyu ortaya çıkarıyor:

Trabzon Milletvekiliniz bunu görebiliyorsa, parti yönetimi neden göremiyor?

Bir milletvekili kendi şehrindeki rahatsızlığı duyuyor, vicdanen başka yerde duruyor ve hayır diyebiliyorsa, Atatürkçülük ve Cumhuriyetçilik iddiasındaki siyasi yapı neden aynı netlikte bir çizgi oluşturamıyor?

Atatürkçülük en çok zor zamanlarda lazımdır

Benim asıl kırgınlığım burada.

Atatürkçülük sadece 10 Kasım'da Atatürk fotoğrafı paylaşmak değildir.

Yakaya rozet takmak değildir.

Kurultay salonunda Mustafa Kemal'in askerleriyiz demek hiç değildir.

Atatürkçülük, ülkenin en zor meselelerinde devlet, millet egemenliği, hukuk ve Cumhuriyet konusunda hangi noktada durduğunuzu gösterebilmektir.

Bir siyasi yapı kendisini Atatürkçü olarak tanımlıyorsa, böylesine büyük tarihî meselelerde seçmenin karşısına net bir siyasal iradeyle çıkabilmelidir.

Ben evet diyorum ama milletvekillerim illerine göre karar versin yaklaşımı bana göre bir siyasi parti açısından özgürlük gibi gösterilebilir; ancak böylesine temel bir konuda aynı zamanda ilkesel belirsizliğin itirafıdır.

Çünkü bazı meselelerde parti dediğiniz şey zaten ortak bir ilke etrafında durmak için vardır.

İktidarın nerede durduğunu biliyoruz

Bugün en azından iktidarın nerede durduğu belli.

AK Parti bir yol seçti.

MHP bir yol seçti.

DEM Parti bir yol seçti.

Sonuçlarının siyasi sorumluluğunu da taşıyacaklar.

Benim asıl görmek istediğim, Türkiye'de kendisini Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve ana muhalefet olarak tanımlayan siyasetin nerede durduğudur.

Ve bugün geriye dönüp baktığımda benim gördüğüm manzara şudur:

Sürecin en başında CHP güçlü bir muhalefet hattı kurabilirdi.

Kurmadı.

Özgür Özel CHP'yi masaya oturttu.

Aylar boyunca sürece katkı vermeyi savundu.

Sonrasında yaşanan büyük siyasi kırılma muhalefeti daha da parçaladı.

Yeni Parti kuruldu ama Özel'in bu konudaki tavrı değişmedi.

CHP'nin yeni yönetimi de farklı bir direnç hattı ortaya koymadı.

Sonunda yasaya karşı en başından itibaren net duran siyasi çizgilerden biri İYİ Parti oldu.

Trabzon'da Yavuz Aydın bu çizginin gereğini yaptı.

Sibel Suiçmez ise kendi partisinin yönetiminden ayrışarak Trabzon'un sesini dinledi ve hayır dedi.

Bana göre bu yasanın hikâyesini yalnızca iktidar istedi ve çıkardı diyerek anlatmak eksiktir.

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru şudur:

Bu ülkenin ana muhalefeti gerçekten muhalefet etseydi, toplumun önüne güçlü ve ilkeli bir alternatif koyabilseydi, bu süreç aynı rahatlıkla yürüyebilir miydi?

Benim cevabım nettir:

Hayır.

Belki Meclis aritmetiği değişmezdi.

Ama siyasi iklim değişirdi.

Toplumsal refleks değişirdi.

İktidarın karşısında güçlü bir demokratik direnç oluşurdu.

Ve bugün bu kadar insan kendisini siyasi olarak sahipsiz hissetmezdi.

Bu nedenle tarihe yalnızca yasaya evet diyen iktidar milletvekilleri yazılmayacak.

Muhalefet etmesi gereken zamanda muhalefet etmeyenler de yazılacak.

Çünkü bazen bir siyasi kararın sorumluluğu yalnızca onu alanlara ait değildir.

O karara karşı çıkması beklenirken yolu açanlar da tarihin hesabına dahildir.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
TRABZONSPOR