23 Şubat 2025 - Pazar

Hakikat mi, İtibar Suikastı mı?

Siyaset, doğası gereği çekişmeli bir arena. Ancak bu çekişmenin bir sınırı olmalı, değil mi? Eleştiri ile karalama arasındaki çizgi ne zaman bulanıklaşır?

Yazar - Siyasi Projektör
Okuma Süresi: 5 dk.
Siyasi Projektör

Siyasi Projektör

-
Google News

Siyaset, doğası gereği çekişmeli bir arena. Ancak bu çekişmenin bir sınırı olmalı, değil mi? Eleştiri ile karalama arasındaki çizgi ne zaman bulanıklaşır? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik belirli kesimlerden yükselen sistematik kötüleme girişimleri, bu soruları yeniden gündeme getiriyor. Özellikle diploması üzerinden üretilen sahte imalar, sadece bir siyasetçiyi değil, aynı zamanda hakikatin kendisini hedef alıyor. Bu oyunda medyanın rolü ise tartışmasız bir şekilde kilit konumda; peki, bu rol habercilik mi, yoksa propaganda mı?


Öncelikle şunu netleştirelim: Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden aldığı lisans diploması, resmi kayıtlarla ortada. Buna rağmen, yıllardır bazı medya organları ve sosyal medya trolleri, “diploma sahte” yalanını bir mantra gibi tekrarlıyor. Ellerinde tek bir somut kanıt yok. Varsa, neden ortaya çıkmadı? Çünkü amaç, gerçeği bulmak değil; bir algı yaratmak. İşte tam bu noktada, medyanın tavrı belirleyici oluyor.


Bir zamanlar “dördüncü kuvvet” olarak anılan medya, bugün bazı örneklerde gücünü hakikati savunmaktan çok, onu çarpıtmaya harcıyor gibi görünüyor. İmamoğlu’nun diploması meselesi, bu dönüşümün en çarpıcı göstergelerinden biri. Belirli basın kuruluşları, aynı asılsız iddiayı farklı başlıklar altında defalarca servis ediyor. Habercilik etiği nerede kaldı? Bir yalan, yeterince tekrarlanırsa gerçek olur mu sanıyorlar? Okuyucunun zekâsına duyulan bu güvensizlik, gazeteciliğin ruhuna aykırı değil mi? Mesela, bir gazete manşetten “Diploma Şüphesi” diye bağırıyor, ama içeriğe baktığınızda ne bir belge ne bir kaynak var; sadece ima, sadece çamur. Bu, haber değil; düpedüz manipülasyon.


Medyanın bu süreçteki rolü sadece yalan üretmekle sınırlı değil. Aynı zamanda, bu iddiaları bir yankı odasına çevirerek toplumu kutuplaştırma görevini de üstleniyor. Televizyon ekranlarında saatlerce “diploma polemiği” tartışılıyor, ama kimse somut bir veri sunmuyor. yorumcular, ellerinde delil olmadan suçlayıcı ithamlarda bulunuyor; sunucular ise bu kaosu körüklüyor. Neden? Çünkü reyting, çünkü tıklanma, çünkü birilerinin hoşuna gitme çabası. Halkın bilgi alma hakkı, bu curcunada kaybolup gidiyor. Medya, bir ayna olmaktan çıkıp bir megafon haline geldiğinde, kime hizmet ettiği sorusu da kaçınılmaz oluyor: Halka mı, yoksa belirli bir siyasi gündeme mi?


Sosyal medya ise bu kirli oyunun diğer yüzü. Troller ve bot hesaplar, ana akım medyadan aldıkları rüzgârla sahte belgeler üretip linç kampanyaları düzenliyor. Bir anda “diplomasız” etiketi trend oluyor, ama bu furyanın arkasında kimlerin olduğu pek sorgulanmıyor. Medya, bu dezenformasyonu ya görmezden geliyor ya da dolaylı yoldan besliyor. Örneğin, bir gazetenin attığı şüpheli bir başlık, dakikalar içinde Twitter’da bir linç dalgasına dönüşüyor. Bu tesadüf mü, yoksa organize bir iş birliği mi? Cevabı bulmak için çok derinlere inmeye gerek yok; ipuçları ortada.


İmamoğlu’nu seversiniz ya da sevmezsiniz; bu sizin bileceğiniz iş. Ama birini kötülemek için medyanın bu denli yalana sarılması, sadece o kişiye değil, hepimize zarar veriyor. Eğer eleştiri yapacaksanız, bunu icraatlarla, projelerle, gerçeklerle yapın. Diploması üzerinden sahte imalar üretmek, ne ahlaki ne de vicdani. Medyanın bu oyunda aldığı pozisyon ise en az bu karalama kadar sorgulanmalı. Çünkü bir toplumun hafızasını ve algısını şekillendiren medya, hakikatin bekçisi olmaktan vazgeçip birilerinin tetikçisi haline geldiğinde, kaybeden yalnızca bir siyasetçi değil; hepimiz oluyoruz.


Belki de asıl diploma sorgulaması, bu kadar enerjiyi yalanı yaymaya harcayanlara yapılmalı. Vicdan ve ahlak diploması, hiçbir üniversiteden alınmıyor; ama eksikliği, her satırda, her ekranda kendini belli ediyor

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları