Yazar - Siyasi Projektör
Okuma Süresi: 4 dk.

Siyasi Projektör
-Türkiye, siyasi tartışmaların hiç eksik olmadığı bir ülke. Özellikle seçim dönemlerine yaklaşıldığında, hukuki süreçlerin siyasallaşması, muhalif isimlere yönelik açılan davalar ve soruşturmalar toplumun geniş kesimlerinde derin bir adaletsizlik hissi yaratıyor. Bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalar da bu tartışmaların merkezinde yer alıyor.
İmamoğlu’nun diploması, belediye ihaleleri, atamalar ve başka çeşitli iddialar üzerinden açılan davalar, halkın büyük bir kısmı tarafından hukuki değil, siyasi operasyonlar olarak görülüyor. Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan herkes, iddiaların bağımsız ve şeffaf bir şekilde soruşturulmasını ister. Ancak, bu süreçlerin belirli bir siyasi ajandaya hizmet ettiği algısı oluşursa, hukuk düzenine olan güven sarsılır. Bugün Türkiye’de yaşanan tam da budur.
Siyasi Operasyon Algısı ve Toplumsal Güven
Adalet mekanizması bir ülkedeki en önemli kurumlardan biridir. Ancak adaletin tarafsızlığına gölge düşerse, toplumda güvensizlik ve kutuplaşma artar. Eğer belirli bir siyasi kesime karşı yargı süreci hızlandırılıyor, ancak iktidar yanlısı isimler hakkında benzer suçlamalar karşısında sessiz kalınıyorsa, burada adaletin değil, siyasetin devreye girdiği düşünülür.
Daha da önemlisi, bu tür davalar yalnızca Türkiye içinde değil, uluslararası arenada da büyük yankı uyandırıyor. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelendiği yönündeki algı, ülkenin itibarını sarsıyor ve demokrasiye olan güveni zayıflatıyor. Bugün dünya basınına baktığımızda, Türkiye’de muhalefete yönelik soruşturmaların siyasi baskı unsuru olarak kullanıldığı yönünde geniş bir görüş birliği var.
Bağımsız Yargı ve Şeffaflık Olmazsa Ne Olur?
Türkiye’de “hak, hukuk ve adalet” söylemiyle iktidara gelenler, gerçekten de hukukun üstünlüğünü koruyup adaleti sağlamakla yükümlüdür. Eğer bir belediye başkanı veya herhangi bir kamu yöneticisi yolsuzluğa bulaşmışsa, elbette ki en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak bu süreç, siyasi bir linç kampanyasına dönüşmemeli, hukuki delillere dayanmalı ve tamamen şeffaf bir şekilde yürütülmelidir.
Mahkemeler, kararlarını açık, net ve herkesin anlayabileceği gerekçelerle açıklamalıdır. Sürecin kapalı kapılar ardında ilerlemesi, siyasi müdahale şüphesini güçlendirir. Savcılar ve hakimler, siyasi otoritelerin değil, Türk Milleti’nin adına karar verdiğini unutmamalıdır.
Eğer bu noktada adalet duygusu zedelenirse, Türkiye’nin geleceği hiç de parlak olmaz. Adaletin olmadığı yerde ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluk ve siyasi istikrarsızlık kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle, hukuk sisteminin gerçekten bağımsız olduğu, herkesin yasalar önünde eşit olduğu bir Türkiye inşa etmek zorundayız.
Bugün Ekrem İmamoğlu veya başka bir muhalif siyasetçiye yönelik yürütülen soruşturmalar, adalet terazisinin ne kadar dengede olduğunu gösteren önemli bir testtir. Eğer bu test başarısızlıkla sonuçlanırsa, Türkiye’de demokrasi ağır bir yara alır.
Geleceğimiz için, Türkiye’nin tüm siyasi aktörleri adil, şeffaf ve hesap verebilir bir hukuk sistemini savunmalıdır. Çünkü bugün haksızlığa uğrayan bir muhalif lider olabilir, ama yarın bu sistemin mağduru kim olacağını kimse bilemez.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları