
Sedat ULUSOY
sedatulusoyy@gmail.com - 05424597661Dün, 30 Ekim 2025 akşamı Trabzon’da anlamlı bir gece yaşandı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 21. Başbakanı, merhum Mesut Yılmaz, vefatının beşinci yılında Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde düzenlenen programla anıldı.
Salonu dolduranlar arasında yalnızca partililer değil, bir dönemin siyaset anlayışını omuzlamış eski bakanlar, milletvekilleri ve ANAP kadroları vardı.
O gece salona adım attığımda, sadece bir anma programında değil, kapanmamış bir dönemin hatırasında olduğumu hissettim.
Mesut Yılmaz’ın mirası: Akıl, nezaket ve merkez çizgi
Mesut Yılmaz, siyasetin en çetin yıllarında devletin başında durdu.
Ne aşırı sağa teslim oldu, ne de kutuplaşmanın parçası oldu.
Onun çizgisi “aklın rehberliği, devletin vakarını koruma” çizgisiydi.
Biz o yıllarda gençlik kollarında görev yaparken bize şunu öğretmişti:
“Siyaset, kavga değil; ülkeye hizmet yarışıdır.”
Bugün dönüp baktığımda, o sözlerin ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi görüyorum.
Çünkü bugünün siyasetinde artık fikirler değil, etiketler konuşuyor.
Ama Mesut Yılmaz kuşağı, farklı düşünenleri düşman değil, ülke için birlikte çalışan insanlar olarak görmeyi bilirdi.
30 Ekim gecesi, Trabzon’da sadece bir anma değil, bir vefa yaşandı
Hamamizade salonunda eski dostlar, eski yol arkadaşları, eski idealler buluştu.
Kimi bakanlık yapmış, kimi il başkanlığı, kimi yıllarını teşkilatlara vermişti.
Ama o gece herkesin yüzünde aynı duygu vardı:
Bir dönemin siyasetine duyulan özlem.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in konuşması da salondaki herkesin yüreğine dokundu:
“Devletimiz ve milletimiz için taş üstüne taş koyan tüm devlet büyüklerimizi rahmetle anıyorum.”
Çünkü o kuşak, kavga eden değil; üreten, çözen ve birbirini dinleyen bir kuşaktı.
ANAP sadece bir parti değil, devletle millet arasında köprü kuran bir anlayıştı.
ANAP kuşağı: Siyaseti bir sorumluluk bilen insanlar
Ben de o kuşaktan biriyim.
1990’ların sonunda Trabzon’da, sonra genel merkezde gençlik kollarında görev yaparken siyaseti bir “makam yarışı” değil, ülke davası olarak öğrendim.
O dönemde siyaset, televizyon tartışmalarından değil, halka dokunmaktan ibaretti.
Bugün ne yazık ki bu anlayış kayboldu.
Ama biz hâlâ biliyoruz ki, gerçek siyaset koltukta değil, vicdanda yapılır.
Mesaj net: Unutmayın, biz kavga ederek değil, konuşarak ülke yönettik
Mesut Yılmaz’ı anmak, sadece bir başbakanı anmak değildir.
O, siyasetin nezaketini, devletin ciddiyetini, aklın rehberliğini temsil eder.
30 Ekim gecesi Trabzon’da bir araya gelen o insanlar, sadece geçmişi yad etmedi;
bugünün siyasetçilerine de sessiz bir mesaj verdi:
“Biz bu ülkeyi kavga ederek değil, konuşarak ve çalışarak yönettik.”
Son söz
Bugün siyasetin gürültüsünde o nezaketin sesi az duyuluyor.
Ama o akşam Trabzon’da o ses yeniden yankılandı.
Bir dönemin adını taşımayan ama ruhunu yaşatan bir kuşak hâlâ var.
Ve ben inanıyorum ki;
Türkiye, yeniden o aklın, o nezaketin, o merkez çizginin yoluna döndüğünde,
Mesut Yılmaz’ın mirası gerçek anlamda yaşayacak.



